1. ağlamak

    Sabaha kadar devam ettirmek istedigim eylem. Disardan bakildigimda sorunsuz gorunen hayatimin aslinda beni ne kadar yiprattigini anladigimda butun dertlerimi gozyasiyla atmak istermiscesine aglamak istiyorum. Kimsenin anlayamadigi goremedigi manevi boslugumun , ruhsal acligimin kapanmasina cozummus gibi aglamak istiyorum.

oyleboylediyil
sabah sabah nereden karşıma çıktı dediğim pislik mikrop tuvalet terliği bir yazar. gece gece bütün sıkıntılarımı bir hiçmiş gibi gösterdi lanet.

güldürdü de...

iyi mi kötü mü yazsam bilemedim. öyle piç bıraktı beni.
şişli etfal de ayaküstü sıçan teyze
Bu nasıl bir cahilliktir işte bu ülkenin geldiği nokta. Diyeceksiniz ki ne alakası var evet çok alakası var. Aşağı yukarı bu insanlar artık sokaklara hastahanelere sıçar oldu Çünkü bizim liderleri onların ağızlarına sıçıyor onlar da ne yapsın imam osurursa cemaat sıçarmış onlarda bulduğu yerlere sıçıyor bugün hastaneye gelen oraya sıçan birisi yarın bir gün gelir benim evimin ortasına sıçar kime ne deriz.
sarışın erkek ve esmer erkek
Sarışın veya esmer oluşları önemsiz.
Bir insanda Gördüğünüz tüm renkler bir ruhun kaplaması. Ve asıl olay o renkler değil, asıl olay o ruh.

Ve siz renklere biraz fazla önem veriyorsunuz.

Özetle, Ucuz bir metalde altın kaplama neyse, pis karakterli bir insanda güzellik de odur.
aklı fikri atatürk ü kötülemek olan yobaz
sözlükte sıkça rastlanılandır. ulan adam rahmetli oldu gitti hala şöyle böyle gece gündüz bik bik bik. bu kadar kötüleyeceğine onun yaptıklarının zerresini yapabiliyosan yap önce. yok gay miydi yok cenaze namazı niye kılınmadı sanane ulan sanane.
madem bu kadar düşmansın oy kullanma lütfen, bacına anana söyle evden dışarı çıkmasınlar, şalvarla gez, osmanlıca öğren, kg litre kullanma okka falan kulan ve son olarak lütfen bir ingiliz bul ve altına yat.
16 ağustos 1999
16 sene geçmesine rağmen halen unutamadığım gündür. 60 sene geçse bile unutamam; güneşin parlaklığını, sıcağı, kırmızı jelatinli çıtalı uçurtmamı, esen rüzgarı..

kışın havaların güzel gittiği günler de veya lodosta, esen bir meltemde havadaki o koku, o yumuşaklık tüm bedenimi bu güne ışınlar. lan acaba herkese oluyor mu böyle yoksa bir tek bana mı dediğimiz anlardan biri de bu işte. ışınlanma yok diyen halt yemiş, var!
gözlerimi kapadığımda bu gündeyim işte, nasıl yok? yaşıyorum...

önceki gün elektrik tellerine takılan çıtalı yerine bugün yenisini yapayım demiştim, kafamda beyaz boya reklamı olan bir şapka, üstümde mavi kolsuz bir tişört, altımda şort ve terlik... sandalet miydi lan yoksa tam hatırlayamıyorum şimdi nasıl ışınlanma lan bu?
ama güneşin tenimi kavurduğunu, esen ani rüzgarla bedenimin titrediğini, hapşurduğumu hatırladım bak. şu ana kadar gördüğüm en yakıcı güneşin olduğu gün, başka bir günü yaşamayız inşallah bir daha fakat bunun ne kadar psikolojik olduğunu söyleseler bile ben inanmıyorum, o güneş
dünyanın en yakıcı güneşiydi.

tellere kurban ettiğim çıtalının yerine bir kaç santim daha uzununu yapayım dedim. öteki maviydi, bu kırmızı olsun dedim. kırtasiyeden kırmızı kaplama aldım, yıllar sonra mahalle aralarında çalışmasına izin verilmeyecek marangozlardan birine gidip üç tane bir metre on santim uzunluğunda çıta kestirdim, nalburdan sıfır bobin aldım... dedemin evle bitişik malzeme dolabından çekiç ve çivi temin ederek uçurtmayı yapmaya koyuldum. basit iş aslında ilk önce üc tane çıtayı yıldız şekline getirip( telefonlardaki yıldız tuşu)uçlarından iple gerilir, aralarındaki mesafe metreyle ölçülür eşit olduğunda yıldızın tam göbeğinden çiviyle sabitlenir, yere serilen jelatinin(genellikle çöp poşeti kullanırdım fakat bugün 16 ağustos amk) üzerine konularak şekliyle birlikte kesilir, gerilmiş ipin üzerine jelatin kıvrılarak bantla yapıştırılır iskelet hazır, dengesi ayarlanır kuyruğu yapılır, çıtalı uçurtma tamam.

mahalledeki boş tarla, uçurtma diklendirmeye elverişli ara sokak yerine bir akrabamızın 4 katlı binasına çıkmayı daha uygun gördüm o gün. çıktım, bu konuda tecrübeli olduğum için ilk denemede havalandırdım ve bobini iki tuğlanın arasına sabitleyip, çatıdan indim eve gittim akşam yemeğine.. yemekte aklım sürekli uçurtmada acaba ne oldu ne bitti diyerek hızlı hızlı bitirdim yemeği babam birazdan biz de geliriz diye seslendi arkamdan, çıktım tekrardan çatıya.. gökyüzüne baktığımda yakıcı güneş ve onlarca uçurtma var, sanki ateşin var senin diyor babam.. hava akşam saatlerinde bile kavuruyor, rüzgar var yine titriyorum.

ve tuğlaların arasından bobini elime alıyorum ve şiddetli bir rüzgar çıkıyor.. elime nasıl dolandığını anlamadığım ip ve uçurtma beni gökyüzüne çekiyor, dengesi bozuluyor uçurtmanın beni sağa sola sallıyor, gitgide uzaklaşıyoruz babamı görüyorum çatıda öylece bana bakıyor, yok yok sadece babam değil annem kardeşim herkes orda el sallıyorlar, ben korkudan ipi bırakamıyorum iyice uzaklaşıyoruz... savrulma iyice artıyor artık dayanamayıp bırakmak üzereyim ipi ama korkuyorum bırakamıyorum. bir yandan da sallanıyorum hala ve daha şiddetli, kafam sanki duvara vuruyor, sağımda ve solumda duvarlar beliriyor ve dar bir alan. bu alandan bu uçurtmayı nasıl uçurmuşum hayret ediyorum kendime...

bir anda annem beliriyor odamın kapısında oda sallanıyor , o da sallanıyor, dua mı okuyor ne tam anlayamıyorum belirsiz bir sesler ama net çözemiyorum.. yatağımdan kalkınca aralıklarla sarsılmaya devam ediyorum, deprem oluyor siz inin hemen aşağıya kardeşin diğer odada televizyon üzerine düşmüş olabilir inşallah yatağında yatmıştır diye bağırıyor babam.. ama ben onu izliyorum biliyorum bobini elime aldıktan sonra tüm olanlar bir rüya.. (gülme sesi) baba rüyadayız ben uçurtma uçuruyordum siz de oradaydınız cümlelerini içimden geçirerek balkona çıkıyorum, dışarıdan gelen siren sesi ve yardım çığlıkları biraz gerçekçilik katsa da olaya, insanları gece net bir şekilde görmem yüzümde tuhaf bir gülümsemeye yol açıyor yok yine rüya bu.. zifiri karanlıkta nasıl olabilir bu? başıma güneş geçti herhalde.

yoldakiler aşağıya inmemi söylüyor fakat ben hala terliklerimi(sandalet olabilir) arıyorum balkonda, yok arkadaş inemem nerede bunlar? dedem bağırıyor insene aşağıya... ışık hızında merdivenleri geçip yanlarına geliyorum ayaklarımın altı titriyor kaldırım taşları birbirine sürtüp korkunç bir ses çıkarıyor halen siren sesleri devam ediyor, biri yardım çağırıyor kim o? kurban ettiğim uçurtmamı uçurduğum ara sokağa giriyoruz. tüm mahalle neredeyse burada ve deprem geliyor sallanıcaz dikkatli olun biri bağırıyor fakat ben ay'a o kadar kilitlenmişim ki hem sallanıp hem tek gözümle aya bakmaya çalışıyorum, yok yok korkudan kafayı yemedim, eminim. sonra evimize sabit bir şekilde bakamadığımı farkediyorum, annem yanımda ağlıyor birilerinden bahsediyor evleri yıkılmış görmüyon mu içeri gidip bakın diyor, allah allah rüya ama bu kadarı da fazla..

sanki günlerdir rüya görür gibiyim. bir çadırdayım evet kızılay çadırı bundan da bahsetmişlerdi rüyamda.. hatta dedem elektrik direğinin yanına kurmayalım çadırı beton kafamıza yıkılmasın diyordu hem bak çocukta çok hasta ne yapsak bilmiyorum diyordu.. ilacını verdiniz mi isterseniz amcasının yanına yatırın o üst katta gece çalışacak uyuması gerek isterseniz çıkarın.. hem gözümün içine bakarak böyle ben yokmuşum gibi davranması çok komiğime gitmiş olacak ki istemsiz gülümsemiştim...

rüya görmüyormuş numarası yaptım tabii daha sonraları, gelen yardım arabalarında sıraya girdim; su, ekmek, süt, şeker, tuz ne varsa giysi, ayakkabı.. en sevdiğim yardımlardan biri de arkasında chicago bulls yazısı ve öküz amblemi olan ceketti. babam sürekli bana öküz derdi hemen oraya bağlamıştım bu tesadüflüğü. 2 hafta sonra falan yeni bir uçurtma yaptım, hasar gören okulumuz yerine başka bir okula aktardılar bizi orda devam ettim.. rüya gördüğümü sanıyorum hala tabii.

rüya görme sanrısı yıllar geçtikçe ne kadar azaldıysa da tam olarak bitemedi. halen bazen rüyada olup olmadığımı kendime sormuyor değilim. inception'dan sonra rüyalar başka bir boyut kazandı tabii onu itiraf etmeyelim adamlar yapmış. halen doktorlar 16 ağustos 1999'da olmadığımızı söylese de, psikolojik bir problemin yok deseler de bu söylediklerinin de rüya olduğunu bildiğim için rahatım...
mahir çayan
ölüm yıl dönümü 30 mart olan.

şu bir saattir, bakayım kim yazacak diyorum. sözlükteki sosyalistler uyuyor demek ki. ben şimdi bu entryi girdim ya, ne küfürler ne övgüler gelir artık.

hadi size güncel bilgiler vereyim, biraz da tartışalım. yoksa, övmek de sövmek de kolay.

adalı diye bilinir. fenerbahçelidir.

mezarına yıl dönümünde ziyarete falan gidiyorsanız karşıyaka mezarlığı'Nın 2 numaralı kapıdan girmeyin. tamam mezar oradan daha yakın ama polisler kamerayla çekim yapıyor. fişlenmeyin. 1 veya 3 nolu kapıdan girin. 2. kapıdan girmeseniz de olay bitmiyor. anma esnasında aralarda çok sivil oluyor. bir de ortamı çekiyorum ayağına, anı paylaşacağım diye orada herkesi cep telefonu ile çekiyorlar.
terörle mücadele şubesi genelde bu işlere bakar. gerçi, bir yola baş koyup sonuçlarına da katlanacaksanız böyle şeyler size vız geliyordur. benim sözüm, ileride memur olmak isteyenlere. şu devirde konsantre olunan yer, yoğun olarak paralel avı başlasa da dikkat edin. mezarlıkta slogan atıp gitar çalanlara karşı hoparlörlerden kur'an-ı kerim okunuyor. ne gibi hesap içindedirler, ilginç.

deniz gezmiş'i genelde romantikler sever. yani biraz daha ön plandadır. deniz gezmiş işte boylu poslu, daha popüler vs gibi. gezmiş, mahir çayan kadar keskin değildir. mahir çayan, çatışmayı gerekirse öldürmeyi savunuyor. bir nevi teoriden pratiğe geçmeyi savunuyor. çünkü "bataklığa düşeriz. teori devrim için okunmuştur; ulema olmak için değil. marksizim ve leninizim kılavuz olmalı" diyor. kır ve şehir silahlı savunma olmalıdır. "böyle gelmiş böyle gider, politik pasifliktir" der. düşünceleri carlos marighella'ya benzer.

kesintisiz devrimi okursanız daha da derin görürsünüz anlatılanları.

Turhan Feyizoğlu'nun "Mahir - Onların Öyküsü" kitabında hayat hikayesi vardır.

ankara'da iseniz, henüz vakit varken onu oktay etiman'dan da dinleyiniz.
türklerin barbar bir toplum olduğu gerçeği
türkler barbardır evet o kadar barbardır ki atilla, neron gibi romayı yakmamıştır; ne yazıktır ona.
hele onun soyundan bir de fatih vardır ki cenevizliler gibi içine etmemiştir istanbul'un, heyhat!
lanet olsun o topluma ki halka açık en büyük gösterileri cirittir, kök börü'dür, ok atma yarışıdır. yazıktir ki capua'daki gibi harika mimari arenalar yaptırıp flamma gibi kahramanlar çıkartamamıştır.
kahretsin yahu bu barbarlar yüzünden yılda bir kere vaftizli suya girip, kutsallığı çıkmasın diye yıkanmayan batı toplumuna oyun oynayıp yıkanmayı öğretmiştir, halkı dininden uzaklaştırmıştır.
yine kahrolsun bunlar ki sokaklarında insan dışkısı olmadığı için parfüm gibi bir nesneyi dahi icat edememişler.
bak şunlara bak bak bak insanları köle olarak alıyorlar da köleyi bile devlet kademesine getiriyorlar! barbarlar! kölenin yeri arenadır, köleler seks işçisidir, efendisinin emrini dinleyecek normal halka emir vermek de ne oluyor!
ulan bunlar ne kadar barbar bir toplum ki endülüste museviler çarmıha gerilirken kurtarmışlar herifleri de istanbul'a sinagog yaptırmışlar, ikinci kez heyhat!
nasıl bir barbarlıktır bu arkadaş? lanet olsun bu türk toplumuna yahu nasıl bir barbarlıktır bu, heyhat üç kere heyhat!
yazarların sözlükte yazma amaçları
yalnızlıktan sevgili dostum, yalnızlıktan.

daha genç yaşta yalnızlaşmak, kendini salmak... hayattan zevk almanın en yoğun ve güzel olduğu şu yaşlarda saçma sapan bir yalnızlığın ızdırabını yaşayarak, acı çekerek, bir korkak gibi evden işe işten eve giderek günden güne erimek.

kısacası hayatı yaşamayadan yaşlanmak.

ben de bi' boku beceremediğimden yazıyorum işte. kitabını sikeyim. biz böyle değildik...
ırkçı itemleri
Tarihi
Fuat köprülüden onun asistanı hüseyin nihal atsız'dan Nejdet beyden Osman turan'dan Prf.Dr. Turan yazgan'dan
petersburg üniversitesi'de heykeli diken zeki velidi togan'dan
almanya ingiltere ve fransa da akademik çalışmalar yapan yaşadığı dönemde kendi alanındaki kişilerin taktirini kazanan hikmet tanyu'dan
hukukçu tarihçi yazar türkolog psikolog senarist olan tarih türkoloji dallarında columbia üniversitesinde ve sorbonne üniversitesi'nde dersler veren reha oğuz türkkan'dan
ilber ortaylı'dan Halil hoca'dan Erhan hoca'dan Ali güler Hoca'dan vb kişilerden öğrenen.

kişilerdir.

göt olmak isteyen başka orta okullu gomünist var mı ?
erkek whatsapp grupları vs kız whatsapp grupları
http://galeri.uludagsozluk.com/r/754439/+

birinde abaza doludur.
diğerinde de bolca mal bulunur.

http://galeri.uludagsozluk.com/r/754440/+

edit: yalnız kızlar ne kadar da mal muhabbetleri var amına koyim.
aslında birbirlerine öyle "canım, böceğim" falan dediklerine bakmayın.
hiçbiri birbirini sevmiyor aksine birbirlerini deli gibi kıskanıyorlar.

o kız whatsapp grubunun içine yakışıklı bir erkek koy alayı birbirine girer.